Dünya gündemi, son dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği operasyonlarla çalkalanıyor. Bu operasyonlar sadece bölgedeki güvenlik durumunu etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda küresel jeopolitik dengeleri de sorgulatıyor. İşte bu aşamaya nasıl gelindiğine dair detaylar ve ilerleyen süreçte nelerin olabileceği üzerine bir değerlendirme.
Son yıllarda İran, nükleer programları ve bölgedeki etkili pozisyonuyla sıkça uluslararası gündemin merkezinde yer aldı. 2015 yılında imzalanan Nükleer Anlaşma (JCPOA), İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlarken, ABD’nin anlaşmadan çekilmesiyle birlikte bu durum yeniden sorunlu bir hal aldı. 2018’den bu yana uygulanan yaptırımlar, İran ekonomisini büyük ölçüde zayıflattı. Ancak İran hükümeti, bu baskılara rağmen nükleer programını sürdürmeye devam etti. Bu gelişmeler, ABD ve İsrail’i İran’a yönelik daha agresif bir strateji izlemeye itmiş durumda.
İsrail, İran’ın nükleer silah geliştirme ihtimali ve bölgedeki Shiite etkisini, ulusal güvenlik için bir tehdit olarak kabul ediyor. Bu nedenle, İsrail’in istihbarat operasyonları ve siber saldırılarla İran’ın nükleer tesislerini hedef alması, stratejik bir zorunluluk haline geldi. 2023 yılı itibarıyla, iki ülkenin ortak askeri tatbikatları ve istihbarat paylaşımı, bu tehdidi bertaraf etme amaçlı olarak hız kazanmış durumda.
ABD ve İran arasında, doğrudan bir görüşmenin olmaması, iki tarafın da farklı stratejilerle sorunları çözmeye çalıştığını gösteriyor. ABD, müzakerelere geri dönme isteğini korurken, İran ise direniş ve diplomasiyi dengelemek adına stratejilerini çeşitlendiriyor. Her iki tarafın da ne kadar kararlı olduğu ve bu kararlılığın ne denli sürdürülebilir olduğu ise tartışma konusu.
Görüşmelerin sürek aşamasında, ABD’nin müzakereci tavrının yanı sıra, İsrail’in baskı uygulama stratejisi, sürecin nasıl ilerleyeceğini etkileyecek önemli unsurlar arasında. İran’ın nükleer programına karşı aldığı önlemler, bölgesel güvenliği sağlamak adına iki ülkenin ortak hareket etme zorunluluğunu artırıyor. Bu bağlamda, önümüzdeki günlerde yürütülecek müzakerelerin ve operatif planların, bölgedeki dinamikleri nasıl değiştireceği merakla takip ediliyor.
Sonuç olarak, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonları, sadece bir askeri strateji olmanın ötesine geçerek, derinlemesine bir jeopolitik tartışmayı da beraberinde getiriyor. Askeri müdahale ve diplomasi arasında bir denge kurmaya çalışırken, bu sürecin nasıl sonuçlanacağı, bölgenin istikrarı ve uluslararası ilişkilerin geleceği açısından kritik öneme sahip. Her ne kadar şu an için belirsizlikler sürse de, diyalog kapıları tamamen kapatılmış değil. Bu uzlaşma ihtimalinin, özellikle İran’ın nükleer programına ilişkin tavizler vermesi durumunda yeniden doğması, mevcut durumun seyrini büyük ölçüde değiştirebilir.