Her gün tekrarlanan bir cehennem yaşamak zorunda kalan bir kadının hikayesi, toplumun göz ardı ettiği birçok acıyı gün yüzüne çıkarıyor. Boşanma isteği, sadece bir özgürlük arayışı değil, aynı zamanda yaşadığı şiddetin sona ermesi için bir çığlıktı. İşkencelerle dolu bir hayatın nasıl sona erdiğini anlamak için mahkeme salonlarında yaşananların yanı sıra, bu kadının iç dünyasındaki büyük çalkantılara inmeye çalışacağız.
Onun adı Zeynep (hayali) olsun. Küçük yaşlarda başlayan bir ilişki, zamanla kabusa dönüştü. İlk başlarda her şey harika giderken, Zeynep'in eşinin gerçek yüzü yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladı. Gözyaşları her gece yastığı ıslatırken, Zeynep, sevgiyi ve şefkati aramak yerine şiddet ve korkunun pençesindeydi. Regular bir şekilde yaşadığı fiziksel ve psikolojik şiddet, onu derin bir karanlığa sürüklüyordu. Boşanma isteği, sadece bıçağın kemiğe dayanması değil, aynı zamanda hayatta kalma içgüdüsüydü.
Şiddetin sadece fiziki bir görünüm değil; aynı zamanda bir zihinsel tahribat olduğunu anlamak zorundayız. Zeynep, eşi tarafından sürekli aşağılanmış, küçük düşürülmüş ve yalnızlaşmıştı. Çoğu kadın gibi, Zeynep de bu durumu kabullenmeyi düşünürken, her defasında 'o esaretten kurtulmanın' bir yolunu antep acılarla aradı. Artık iflas etmiş bir ruh haliyle hayata devam etmenin bir anlamı kalmamıştı.
Zeynep, bu işkenceden kurtulmak için sonunda cesaretini topladı ve boşanma davası açmaya karar verdi. Bu karar, toplumsal baskı ve stigma içerisinde çok zor bir adım olmuştu. Boşanma isteği birçok kadın için bağımsızlık ve özgürlük sembolü olurken, Zeynep için de yeni bir başlangıcın hayalini perçinliyordu. Ancak, yaşadığı travmayı kurtulmak için attığı bu adımın ardında yatan korku ve belirsizlik hala zihnini kemiriyordu.
Mahkeme süreci, Zeynep için hem bir mücadele alanı hem de çaresizlik hislerinin iç içe geçtiği zor bir dönemdi. Dava süreci boyunca yaşadığı korkular, içsel çatışmalar ve boşanmanın getireceği olumsuzluklar hakkında sürekli düşünüyordu. Arkadaşları, aile bireyleri, toplum ve en önemlisi kendisi, onu bu yönde yüreklendirse de hala o sürecin başında nihai bir karar vermek zorundaydı. Onun için yaşam hangisi olursa olsun, bu boşanma onu kurtaracak bir kapıydı; yeni bir hayatın başlangıcıydı.
Boşanma davasının sonundaki sonuç, sadece Zeynep için değil, birçok kadın için cesaret verici bir örnek teşkil etti. Herkes onun hikayesini konuştu, duyuldu, zihniyet değişikliklerine yol açması açısından umuttur. Zeynep ve benzer hikayeler, yalnızca boşanmanın getirdiği özgürlüğü değil, aynı zamanda kadınların güçlenmesini sembolize ediyordu.
Sorun, şiddetin sadece bir kadının hayatını değil, toplumun tamamının dengesini etkileyen çok yönlü bir mesele olması. Zeynep’in yaşadığı hikaye, aynı zamanda pek çok kadının yaşadığı bir gerçeklikti. Toplumun, kadınları koruma ve destekleme sorumluluğunu yerine getirmeye çağırması gereken bir dönemdesiz. Zeynep gibi kadınlar, geçmişin karanlık duvarlarını yıkarak yeni bir hayat kurma cesaretine sahip. Her kadının kendi hikayesini yazmaya, güçlü durmaya ve kendini savunmaya hakkı olduğuna inanıyoruz. Onların cesareti, sadece bireysel mücadelelerinin ötesinde, toplumsal bir değişimin başlangıcı olabilir.